haberadiyaman.com.tr

Adıyaman’da Eskiden Kurban Bayramları

Bayramlar vardır; takvimde birkaç gün görünür ama insanın hafızasında bir ömür yaşar. İşte Adıyaman’da eski Kurban Bayramları da tam böyleydi.

Sadece dini bir vecibenin yerine getirildiği günler değil; paylaşmanın, komşuluğun, mahalle kültürünün ve aile sıcaklığının en yoğun hissedildiği zamanlardı.

Bayram yaklaşınca şehirde tatlı bir telaş başlardı. Çarşılar kalabalıklaşır, esnafın yüzü gülerdi. Çocuklara yeni ayakkabı ve bayramlık kıyafet almak adeta bayramın ilk heyecanıydı.

Evlerde günler öncesinden temizlik yapılır, perdeler yıkanır, bakırlar parlatılırdı. Özellikle arife günü mahallelerde büyük bir hareketlilik olurdu. Baklavalar açılır, kadayıflar dizilir, peksimetler fırınların yolunu tutardı. Herkes birbirine “Hazırlıklar tamam mı?” diye sorar, komşular arasında tatlı bir dayanışma yaşanırdı.

Kurbanlıklar günler öncesinden alınırdı. O dönemlerde birçok evin avlusu vardı; olmayanlar ise mahalle aralarındaki boş alanlarda kurbanlıklarını beslerdi. Çocuklar koyunlara, koçlara isim verir; onları sever, yem taşırdı.

Bayram sabahı geldiğinde ise hem sevinç hem de hüzün iç içe yaşanırdı.

Bayram namazı, o günün en anlamlı buluşmasıydı. Sabahın erken saatlerinde camiler dolup taşar, namaz sonrası herkes birbirinin bayramını kutlardı. Büyüklerin elleri öpülür, dualar alınırdı.

Ardından mezarlık ziyaretleri yapılır, önce ahirete göçen yakınlarla bayramlaşılırdı. Adıyaman’da bu gelenek her zaman güçlü oldu. Özellikle 6 Şubat depremlerinden sonra kabristan ziyaretleri daha da derin bir anlam kazandı.

Evlerde ise bayram sofralarının hazırlığı başlardı. Bizim evde rahmetli annenemden anneme, annemden de ablalarıma ve kız kardeşlerime kalan bir gelenek vardı: sabah kahvaltısında sulu kızartma yemeği ve pirinç pilavı mutlaka yapılırdı. O sofranın kokusu, telaşı ve bereketi hâlâ hafızamdadır.
Bir yandan kahvaltılar yapılırken diğer taraftan kurban kesimi hazırlıkları başlardı.

O dönemlerde profesyonel kesim alanları yoktu belki ama yardımlaşma vardı. Mahallenin becerikli büyükleri herkesin yardımına koşardı. Kesilen kurbanın eti hızlı bir şekilde doğranıp ihtiyaç sahiplerine, komşulara, akrabalara dağıtılırdı. Çünkü Adıyaman’da bayramın bereketi, paylaşınca çoğalırdı.

Bayram günlerinin en güzel taraflarından biri de açık kapılar geleneğiydi. Gün boyu misafir eksik olmazdı. Gelen gidene kavurma, pilav ve tatlı ikram edilirdi. Özellikle odun ateşinde pişen kavurmanın kokusu bütün mahalleyi sarardı. Bir evde pişen yemek mutlaka başka bir eve gönderilirdi. Kimsenin yalnız kalmasına gönül razı olmazdı.

Çocuklar için bayram ise bambaşka bir dünyaydı. Yeni kıyafetlerini giyip sokak sokak dolaşırlar, şeker toplar, büyüklerin ellerini öpüp harçlık alırlardı. Eğer mahalleye lunapark kurulmuşsa ve hava güzelse bayram onlar için adeta şenliğe dönüşürdü.

Akşam olduğunda aile büyüklerinin evlerinde kalabalık sofralar kurulurdu. Kuzenler, amcalar, halalar, dayılar aynı sofrada buluşur; çaylar içilir, eski hatıralar anlatılırdı. O yıllarda televizyon azdı, telefon yok denecek kadar sınırlıydı ama insanlar birbirine daha yakındı. Sohbet vardı, samimiyet vardı, gönül bağı vardı.

Bugün zaman değişti. Teknoloji hayatın merkezine yerleşti, eski mahalle kültürünün bir kısmı kayboldu. Ama Adıyaman’da Kurban Bayramı denince hâlâ paylaşmak, misafirperverlik ve aile sıcaklığı akla geliyor. Çünkü bazı gelenekler değişse de insanların hafızasında yaşayan o eski bayramların içtenliği hiç kaybolmuyor.

Eski Adıyaman bayramları belki bugünün imkânlarına sahip değildi ama gönüller daha zengindi. Bayramın gerçek bereketi de zaten buydu.
Kurban Bayramı’nızı kutlarım. Büyüklerin ellerinden öper saygılarımı sunarım.

Exit mobile version